ALEVİ İNANCINDA HIZIR VE HIZIR ORUCU
Alevi inancında HIZIR olgusu önemli bir yer tutar günlük yaşamında sürekli kulandığı sözcüklerin başında yer almaktadır.
Hep çağırır HIZIR'a sığınır yardım diler, . Halk arasında sürekli kulanılan bir söz vardir .
"Kul dara düşmeyince HIZIR yetişmezmiş " Bu sözdende cok iyi anlaşılacağı gibi dara düşenin her hangi bir sıkıntıyı, aşabilmesinde , ilk akla gelen önemli bir zat, Ululardan, Dara düşünce sıkıntı yaşanırken kişilerin sığındığı manevi bir kapıdır.
Bir diğer önemli boyutuda Hz Ali ile HIZIR'ın özdeşleştirilmiş olması, yani Hz Ali'nin diğer adıdır bu böyle oluncada toplumumuzda dahada önemli bir saygınlık kazanmaktadır
HIZIR Kültürünün izlerini Nuh Tufanında, Tevratta Kuranda Hz Ali’nin Kabrinin bulunduğu Necefte Hz Hüseyinin şehit olduğu Kerbelada bulmak mümkündür.
Yakın tahrimizde orta Asyada Ahmet yesevide Anadoluda Hacı Bektaşi Veli, Şah Baba Mansur, Abdal Musa Şah Kulu, Seyyit Battal Gazi, Pirsultan Abdal, Düzgün Baba’da seyyit Baba’da olduğu gibi Alevi’lerin ziyaret yerleri ve önderleri bünyesinde yaşatıldığını biliyoruz.
HIZIR in içimizde cok özel yeri vardır. Ne zaman sıkıntıda hissetsek hemen HIZIR a sığınırız içimizi ısıtan bir inanç, tarifi mümkün olmayan bir duygudur.
Sığındığımız medet umduğumuz bir güvence, bir kapı. koruyucu, kurtarıcı, yardımcı kimlği nedeniyle, yarı insan, yarı Melek, yarı Peygamber simgesi olarak karşımıza çıkar. Halk tarafında yükletilen misyon çok yönlüdür ve de çok anlamlıdir.
Halk arasında günlük yaşamdaki yeri önemini şu sözlerden dahada iyi anlıyoruz örneğin HIZIR belani versin HIZIR cezani versin, sözlerin caydırıcı yanıda hiç bir zaman göz ardı edilemez .
Diğer bir önemli boyutuda, halk arasında adaletin, çalışkanlığın, yardımseverliğin, dar günün dostu, bilgi kişiliği, evliya oluşu, bunların tümünü bir araya getirdiğiniz zaman önemi ve günlük yaşamdaki yeri dahada iyi anlaşılmaktadır.
Dikat edilecek önemli bir husus, geniş bir coğrafyada yaşamasına ragmen özeliklede sıkıntılı olan yerlerde dile getirilmesi dahada çokcadır.
HIZIR hakında çok düşünceler vardır. HIZIR'ın yaşadığı dönemlere ilişkin Hz Ibrahim döneminde yaşadığı. bir diğer düşünce ise Süleyman Peygamber döneminde yaşadığı görüşler mevcuttur, daha yaygın olan görüşte HIZIR'ın Hz Musa döneminde yaşadığını anlatan bir görüş en yaygın olanıda budur.
Halk arasında imajı. Yaşlı, beyaz uzun sakallı Pir Devriş Nur yüzlü bir zat. Dardakini kurtaran Evlere bereket getiren Hastalara şifa dağıtan Dilinde Hak kelamı hiç düşmeyen Gece Gündüz ibadete dalan Tarifi zor olan bütün güzelikleri üzerinde toplayan Kamilliye erişmiş bir Ulu zat.
HIZIR ORUCU
HIZIR orocu Anadolu bölgelerinde özelliğine göre farklı farklı olarak tutulmaktadır
( HIZIR orucu beş gün tutulmaktadır )bazi bölgelerde HIZIR orucu 13 14 15 subatda tutulmaktadır. HIZIR orucu köy ve aşiretine göre değişmektedir. Bunun nedeni pirin her yere aynı zamanda ulaşmasının mümkün olmamasıdır.
Ulaşım şartları, çoğrafi yapısından dolayı bölgenin yaşadığı sıkıntıdır. Onun icin doğal olarak farklı zamanlarda kutlanır. Orucun son günü olan perşembe günü, perşembeyi cumaya bagğayan gecenin akşamı, HIZIR'ın geleceğine dair evde yasayan Aile fertleri ve ev hanımı tarafından ev temizlenir ve havanlandırılır, ııralar yakılir, evin mutfak bölümünde (unların konulduğu alan) elenmiş ve leğenlere konulmuş unlar üzeri düzeltilip ağzı açık bırakılır. bunun manası HIZIR'ın gelip una el basması ve evin bereketinin artmasıdır. temizliğin manasıda HIZIR'ın temizliğe çok önem vermesidir ( ve yakılan Çıralar yanmayacak made üzerinde yakılır buna özen gösterilir )
Ayrıca bekar genc kızlar ve delikanlılar perşembe günü oruc tuttuktan sonra perşembeyi cumaya bagğlayan gecede oruclarını açarken su içmez, biraz fazla tuzlu yiyecekler yerler. Bunun amacı fazla susamaktır. Bu susama sonrası su içmeden yatarlar. Ruyasında kim kendisine su verirse onunla evleneceğine inanırlar.
Buda Alevilerin Hz. HIZIR'a nekadar bağlı olduklarini ortaya koymaktadır. Alevi insanı coğu kez söylediği Yetiş ya Ali,ya HIZIR diyerek bir bütünsellik içerisinde görür.Onları bütünleştirir. birisine bir şey teslim ederken HIZIR Emanetidir diye sıkı sıkı tembih ederler.
Diğer önemli bir konuda misafirin önemini Hz.Ali ve HIZIR'la özdeşleştirirler. Mihman Alidir HIZIR diye burada misafirin önemini vurgulamak icin iki kutsal zata benzetirler misafir başımın taçıdir Hak misafiridir. buda bize çok şey anlatmaktadir. Orucun son günü Oruç tutulan evde lokmalar hazırlanır,Evin hanımı yada genç kızı ,yada Erkeği elinde tepiiçindeki lokmaları köy içerisinde dağıtır. Lokmaları alanlar ise "Bozatlı HIZIR orucunuzu kabul etsin" der ..HIZIR ORUCUNUZ KABUL OLSUN...
DÜĞÜNLERİMİZ
Kız isteme
Yurdumuzun birçok yöresinde olduğu gibi Sivas (Tayalan Köyü )Yöresinde de bazı gelenek ve göreneklerimiz halen devam etmektedir. Bu geleneklerin bir parçası olan “Dünür Gezme -Kız İsteme” geleneğimizi hatırladığımız kadarı ile anlatmaya çalışacağız.
Eskiden gençler büyüyüp serpilip de evlenme çağına geldiklerinde, kız olsun erkek olsun eşlerini seçme şansları hemen hemen hiç yok gibiydi. Şimdi olduğu gibi önceden tanışıp, konuşup anlaşarak evlenmek yok denecek kadar azdı. Büyükler kimi uygun görür ise o kişi ile evlendirilirlerdi.
Genellikle evlenme yaşına gelmiş oğlan anneleri kalabalık ortamlarda oğullarına kız beğenmeye çalışırlardı. Hısım akraba cenazelerinde, düğünlerde, ev gezmelerinde, kına gecelerinde, alıcı gözle bekâr kızları incelerdi. Daha sonra çevresindekilerden, yanına ağzı laf yapan akrabalarından bir bayanı alıp, birlikte kız bakmaya yani görücüye giderlerdi. Buna “Dünür Gezme-Kız İsteme” denir. Kızın, dünürlerin karşısına çıkmasına da “Görücüye çıkmak” denir.
Evin bekâr kızı da kendisine dünür geldiğini anlar ve hemen koşarak evin başka bir odasına kaçar kendisine çeki düzen verir ve kıyafetini değişirdi ki gelenlere bakımlı görünsün. İçeri alınıp konuk edilen oğlan annesi ve yakını biraz kızın annesi ile havadan sudan konuştuktan sonra konuya girerdi. Oğlan annesi kızın annesine durum anlatır ve bu istek kıza ulaştırılırdı. Kız ilkönce gelen konukların ellerini tek tek öptükten sonra geri dışarı çıkardı.
Eğer kızın annesi bir neden ile odadan dışarı çıkarsa hemen oğlan annesi evin tabanındaki tahtalar iyice fırçalanmış mı diye kilimi kaldırır bakardı, ya da evin diğer yerlerinin temizliğini incelerlerdi. Ev sahibine belli etmeden el çabukluğu ile evin tozlarına bakarlardı.
Oğlan annesinin dünür gezip kız isteme işi bazen günler, haftalar sürerdi. Eğer oğlan annesi içine sinen kızı bulmuş ve Oğluda istiyorsa Oğullarına almaya yani kızı istemeye karar veriyorlardı.
Nihayet kız beğenildikten sonra aile meclisinde tercih edilen kız ve kızın ailesi konuşulur son karar verilirdi. Tekrar kız evine gidilir yine dünür olunur ama bu kez oğlan evinden aile büyüklerinden birisi kızın ailesine “Allah’ın emri ile kızınızı beğendik ve kızınıza dünürüz” derlerdi. (Bu süreç içerisinde zaten her iki taraf birbirlerini iyice tanımış ve kararını vermiş olurlardı
Kız evi önceden tanındığı için hemen gönlü olur “ Eh Allah yazdıysa olur, hayırlı uğurlu olsun ” derlerdi. Yine kahveler içilir, havadan sudan konuşulur söz kesme, nişan tarihi yine büyüklerin oybirliği ile yine gençlere sorulmadan tespit edilir, kız evinden birbirlerine hayır duaları edilerek ayrılırlardı. Daha sonra her iki aile arasında tatlı bir telaş başlardı.
Bütün bu aşamalar esnasında verilen kararlar çoğunlukla evlenecek kıza ve oğlana sorulmaz, fikirleri pek alınmazdı. Hatta kız ve oğlan birbirini görmeden Şerbetler içilir, söz kesilirdi. Çoğunlukla oğlana kız gösterilir ama kıza damat adayı gösterilmezdi. Onlara göre kızın görmesine gerek yoktu. Fikri bazen hiç alınmazdı. Bazen tanıdık birisinin evinde kız ve oğlan uzaktan birbirine bakar hiç konuşmadan hayat arkadaşını seçmeye zorlanırlardı. Bu şekilde yani uzaktan da olsa görerek evlenenler yinede o zamanlar şanslı sayılırdı.
Nişan
Kız tarafında gerçekleşen bu törenden önce oğlan tarafı kız tarafının belirlediği bir kaç kişiye hediye alır. Geline ve ailesine de elbise, Kız evinde hazırlanan şerbet, Çerez ,gelen köy halkına ve misafirlere ikram edilir, davul zurna eşliğinde oyunlar oynanır ve şerbetler içilirdi, Oğlan tarafı beraberinde getirdiği Takıları geline kakar ve sonra düğün tarihi tam olarak tekrar konuşulur ve iki aile beraber (Genelde Sonbahar da düğünler yapılır ) düğün günü ve tarihini belirlerlerdi.
Düğün
Düğünler genelde Perşembe günü oğlan evinde başlar , Pazar günü sona ererdi, ( Bazen 1 hafta süren düğünler de olurdu ) Köy halkını ve cevre köylerdeki eş dost akrabalar ( Okuntu ) davet edilirdi.
Bazı akrabalara davetiye yerine, erkekler için gömlek, bayanlar için ise elbiselik verilir ve düğüne davet edilirdi. Oğlan ve kız evinde yemekler hazırlanır, genelde büyük ve küçük baş hayvanlar kesilerek kavurma yada haşlama yapılırdı. Bu yemekler genelde Düğünlerde tercih edilen yemeklerdir.
Düğün evine yani oğlan tarafına Bayrak asılır. ( Bayrağı gören ise bu evde yada köyde mutlaka düğün olduğunu anlardı )
Uzak köylerden düğüne gelen misafirler, komşular yani köy halkı tarafından misafir edilir, Köylüler Düğüne gelen Misafirleri kendi aralarında paylaşırdı. O misafirin yemesi içmesi ve yatmasını o komşu üstlenir, böylece düğün evine hem maddi hem de manevi destek sağlanmış olurdu.
Perşembe günü başlayan düğünlerde özellikle akşam saatlerinde tüm köy halkı ve çevre köylerden gelen misafirler oğlan evinde çalan Davul Zurna eşliğinde yöreye ait oyunlar oynar halaylar çekerler.
Gelin alma ve Kına gecesi
Cumartesi günü Köy halkının katılımı ile birlikte önce kızın kınası yakılır, ve genelde bu gecede kız ağlatmaya çalışılırdı, Nedeni ise ( inanca gore ) gelin gittiği yerde ağlamasın hep gülsün ve eşiyle hep mutlu olsun. Bu kına gecesinde kına yakılırken tepsi içine kına konulur, bekar kızlar tarafından Türküler söylenerek gelinin etrafında bir kaç kez dönülür ve dua okunduktan sonra, Gelin bir sandalyeye oturtulur, daha önceden belirlenen kişi ( Kınayı yakan ) Gelin in eline kına yakmaya çalışır, bu sırada gelin elini açmaz, kına yakan kişi ise gelin elini açmıyor der, oğlan annesi burada devreye girerek gelinin avucuna altın koyar ve gelin avucunu açardı, Ondan sonra ise kınayı yakan kız ve geceye katılan tüm misafirler hep beraber türküler söyleyerek gelinin eline kınasını yakar, kına merasiminden sonra davul zurna eşliğinde halaylar çekilirdi. ( O gece gelin son kez annesi ile yatar )
Kız kınası yakıldıktan sonar Erkek tarafına geçilir ve orada da köyün gençleri damadın kınasını yakar, damadın kınasını ise bekar olan bir genç yakar ve burada da davul zurna eşliğinde halaylar çekilir ve oyunlar oynanırdı.
Pazar günü ise artık kız alma ( Gelin’i alma ) günüdür, Oğlan tarafı kızı almak için dünür ve köyün ileri gelenleri ile birlikte davul zurna eşliğinde kız evine gider, Kız evi ise gelen misafirleri kapıda yada yolun yarısında karşılardı.
Gelin almak da sanıldığı kadar kolay değildir. Gelinin kardeşlerinden biri çeyiz sandığına oturur ve Damat tarafından bahşiş alınmadan kalkmaz yani sandığı erkek tarafına vermez, bu bahşiş bazen para olur bazen ise koyun. Damat gelir ve bahşişi gelin in kardeşine verir, sandığı alırdı.
Çeyiz yüklenmeden önce bir kişi (Dünür ) tarafından çeyizde olan gelinin eşyalarını bir kağıda yazar ve her iki taraf da bu
kağıda imza atar, gelin evden çıkarken evin en küçüğü gelinin beline kırmızı kurdele bağlamaya çalışır ve kurdele bağlanırken de bahşiş ister buna genelde anne sütü denir ( Anne hakkı ) kurdele bağlandıktan sonra gelin anne ve babasının elini öper evdekilerle vedalaşarak damatla beraber evden ayrılır. Bu sırada yolda köyün gençleri gelin ve damadın yolunu keser bahşiş almaya çalışır, Damat bahşiş vererek yolu açtırır ve halaylar çekilerek davul zurna eşliğinde damadın evine gidilirdi. Bu sırada köyün gençleri tarafından damat kaçırılır ve damadın sağdıç’ından bahşiş alırlar, bahşişi alsalar bile hemen damadı vermez bir süre saklarlardı, bu sürede davul zurna eşiğinde oyunlar oynanırdı.
Gelin eve girerken damadın annesi kapının önüne bir bardak, bir de süpürge koyardı. Bunun nedeni ise gelinin güçlü, ve anlayışlı olup olmadığını öğrenmektir. Gelin evin kapısından içeri girerken boş bardağı kırarsa güçlüdür, Süpürgeyi alıp kenara koyarsa da temizdir anlamı çıkarılırdı. Bu sırada damadı kaçıran gençler damadı evin çatısında gelin eve girmek üzereyken misafirlere gösterirler, Damat bu sırada cebinde buluna şeker, bozuk para ve kuruyemişleri gelinin üzerine atar, bu sırada köyün çoçuklar’ı ise bu atılanları toplamaya çalışırlardı.
Gelin eve girdikten sonar düğün evine gelen misafirlere yemek verilir, takı merasimi yapılır ve düğün sona ererdi.
Düğün bittikten sonra gelin bir hafta süreyle anne ve babasının evine gidemez bir hafta sonra damatla beraber gelin in Anne ve Babasının evine el öpmeye gidilirdi.
Eskiden Tayalan Köyü’nde düğünlerin geleneksel özellikleri vardı. Fakat gerek teknolojinin gelişimi gerekse ekonomik gelişmeler ve göçün başlaması nedeniyle bu gelenekler değişikliğe uğramıştır.
KOÇ KATMA
Köyümüzde, Ağustos ayında koçlar sürüden ayrılır. Bu aylar koçların kızgınlaştığı dönemlerdir. Ayrılan koçlar ağıllarda özel bir yerde ya beslenir ya da merada otlatılır. Koçların bir ağılda özel olarak beslenmesi daha sağlıklıdır. Çünkü bir koç ne kadar bakımlı ve güçlü olursa, ondan doğacak yeni nesil kuzular da o kadar kaliteli ve sağlıklı olur. Her sürü sahibi, koçlarını kuzunun içine katarak yayar.
Koçlar, Sonbahar ayında Ekim ile Kasım tarihleri arasında tekrar sürüye katılır. Bu koç katımı öncesinde geleneksel olarak yapılan bazı törenler vardır.

Koçların boyunlarına elma, mendil, şeker veya çok nadir de olsa havlu bağlanır. Burada elma, bolluğu bereketi temsil etmektedir. Mendil ve havlu da sürüyü otlatan çobana hediye olarak düşünülmüştür.
Bu hazırlıklardan sonra bir çoban eşliğinde koçlar sürüye katılmaya götürülür. Bu götürme işi adeta bir eğlence veya şölen niteliği kazanır. Koçları götüren çobana bir heybe hazırlanır. Heybeye; ekmek, elma, leblebi, kuru üzüm, havlu, çorap konur. Ayrıca evin büyüğü koçları götüren kişiye bir hediye verir ( para, havlu, çorap vb. )
Koçları sürüye götüren kiş, getirdiği heybedeki hediyeleri sürünün çobanına verir. Bu karşılamadan sonra, sürünün çobanı, koçları sürünün içine bırakır. Daha sonra da koçları getiren kişiyle birlikte sürünün çobanı, çörek ve elmayı yerler.
Nesillerden beri yaşayan bu gelenek ve adetlerimiz günümüzde varlığını maalesef korumamaktadır. İnsanlarımızın büyük şehirlere göçüyle birlikte köyümüzdeki gelenek ve göreneklerimizde yavaş yavaş unutulmaktadır
CENAZE
Köyümüzde biri hayatını kaybettiğinde ( Öldüğün de ) Genelde tüm köy halkı cenaze evine toplanır ve ağıtlar yakarlar. Cenazenin kaldırılacağı gün ise köy halkı kendince bir katkı sağlar, ( sabun, kefen, kolonya, beyaz çorap,yada iç çamaşırı ) getirilerek cenaze yıkanır ve defin için hazırlanır.
Cenazenin arkasından her yerde olduğu gibi yas tutulmaktadır. Cenazeye tüm köylerden köylüler katılır. Ve defnine kadar cenazede bulunulur. Tabut ortak taşınır ve herkesin tutması için el değiştirir. Cenaze evinde yemek verilir. İlk akşamı 3. akşamı 7. akşamı 40. akşamı 52. akşamı ve 365 gün sonra cenaze evi tarafından tüm köylü toplanır yemekler yenir, Mezarı yapılan kişinin mezarı başında Kuran okunur lokma dağıtılır. Buna Mezar kaldırma denir. Mezar kaldırıldıktan sonra cenaze çıkan evde yas da tutulmaz artık